23 Şubat 2015 Pazartesi

***

Hiç yorum yok:
önce göğün ışıkları söndü
sonra ben'liğin
gecenin göğü sustu
sonra sen'liğin
garip bir sanrıydı gelen
çakışan ve giden
ip ilmek ilmek boynuna
sanrıyı sonlandırmak adına

gizler yalan
mutfağın perde kuytusunda
en hüzünlü ton
bir de dram,
poker fişleri
gibi dağılacak masaya
şimdi,
sanrıyı sonlamak adına
sandalye ayaklarının altında

19 Şubat 2015 Perşembe

Zırvalamayı Bile Başaramamak

Hiç yorum yok:
derim ışığın altında bir sürüngenin derisi gibi parlıyor,uzun zamandır ne kadar süründüğümü düşününce bu ironin ötesinde bir şey diyorum,başarısızlık üzerime hiç bu kadar çökmemişken üzgün olmanın saflığı,kabuğu soyulmuş, geç yenen elmanın kararmasına zıt,kirli birkaç tabak ve bardak ruhsuzluğun somut bir göstergesi,aslında edebi bir yanı falan yok sadece tembellikten kaynaklanan bir sorun böyle kabul edilmeli,bir süredir kendime uyguladığım 'terapi',tırnaklarımı birbirine batırmaya çalışırken kendime aklımdakileri anlatmak,işleri yolundan çıkardı,bulduğum hiçbir çözüm tutarlı değil tıpkı uğraşlarım yarıda kalması ve başarısızlığın yeniden yüzüme vurması,bacağımdaki morlukların neşesi ve özgür hissetiren şey küçük pencere dünyaya açılırken kağıdı mürekkeple doyurmak bile değil bazen,ama yine de elimde kalanlar bunlar,hasta insanlar ilgimi çekiyor;gerçekten hasta olanlar,mental sorunların dışındakiler,vücutları sağlıksız olanlar,hatta bütün kusurlar ilgimi çekiyor,düzenin bozukluğu bu,hiçbir zaman bir yere kök salmayacak olmanın bilinciyle,ait hissedememek bir göç sebebi kitaplara geçmeli kesinlikle,gitmek istiyorum,sürekli,gitmek,beirut'un rhineland'ine,şimdi gidecek olsam giderim sanırım,bir de ölemem bu gece de,henüz,

8 Şubat 2015 Pazar

Başlıksız

Hiç yorum yok:
yüzümüzü duvara dönüp de arkamıza aldığımız tek şey kalan üç duvarın sınırlandırdığı boşluktan öte, yansımaların yanılsamaları, söylenmiş tüm sözler ve söylenilmesi gerekenler, geride bıraksak daha iyi kesinlikle, tüm bu geçmiş takıntısı, yanlışlıklar silsilesi, bize söylenen ilk yalanın emzik olması kadar saçma, hayatların kilometrelere rağmen bir arada yürümesi, o geniş paralellik ve bunun farkındalığı leş beynimin ücra köşelerinde, ayrım yapmakta zorlanıyorum, gözlerim açık uyanık mıyım değil miyim, sentetik bir çamaşırım, sadece 40 derecede yıkayın beni, 1000 devir geçsin üstümden, takla atayım sonsuz diklerde ve köşelerde, oksijene maruz kalan diğerleriyle,

28 Ocak 2015 Çarşamba

İzmir'e Kafa Tutabilecek Bir Kadına Aşık Olmak

2 yorum:
Yapamıyorum… Ne zaman birini tanısam, canım acıyacak diye korkuyorum. Nefes alışlarım dengesizleşiyor. Önceden aldığım bir nefesi derin bir nefesle harmanlayıp, oflayarak üflüyor ve rahatlamayı bekliyordum. Şimdi aldığım her nefesin yarısını dışarı verebiliyorum. Kalanı ciğerime baskı yapıyor. Artık diyorum kendi kendime, artık sence de çok olmadı mı bu insanlar Altuğ? Sonra kendime doğrultuyorum en keskin yargıları barındıran cümlelerimi. Ve beni büyük bir hatayla baş başa bırakıyor bu soğukkanlı bir seri katil edasıyla sorduğum sorularım. Bir saniye sonrasını kestiremediğimiz hayatlarımızda plan yaparak yaşayan zavallılar olarak biz insanlar, bir sürü beklenti içerisine giriyoruz. Tuhaftır ki, beklenti kelimesinin köküne baktığımız zaman bizi beklemek kelimesi karşılar. Ağırdır bu kelime, zordur her bekleyiş. Bazen bir çift söz, bazen bir hediye, bazense asla tanımadığınız ama bir gün geleceğine inandığınız o insanı beklersiniz. Ben bu çeşitli bekleyiş fraksiyonlarından sonuncusunu aktarmaya çalışıyorum satırlarıma her defasında.

Beklediğiniz her gün sizin için karanlıktır. Bu bekleyiş öylesine köreltir ki sizi, insanlıktan çıktığınızı ve duygularınızı yitirdiğinizi her gün acımasızca vurur yüzünüze. Çocukken arkadaşlarının içinde ebeveyninden tokat yiyen çocuğun hissettiklerini hissettirir size her seferinde bu beklentilerinizin. Dışarıda insanlar güler, insanlar ölür ama içeride bu sizi zerre kadar ilgilendirmez. Bir süre sonra bu soyutlanışın farkına varır, bununla yaşamayı öğrenirsiniz. Beklediğiniz süreçte diğer işlerinizi, arkadaşlık ilişkilerinizi yürütmeye çalışırsınız çünkü adınız gibi bilirsiniz boş vermişliği. Boş vermişliğin getirmiş olduğu sorular az ve özdür. Sizi bir ömür idare edebilecek kadar ağır sorularla karşı karşıya getirebilir boş vermişliğiniz.

O ağır sorulardan kaçışın tek yolu, sosyal çevrenizi ve içinde bulunduğunuz düzeni en sağlıklı biçimde devam ettirmeye çalışmaktır. Başarılı olmak, düzenin önemli bir halkası olmak için didinir durursunuz. En güzel meslekleri icra eder, bu mesleklerde göstermiş olduğunuz üstün çabadan ötürü çevrenizden ve değer yargılarınızla oluşturduğunuz, size yakın durmasından hoşnut olduğunuz insanlar tarafından saygınlık ve takdir kazanırsınız. Her şey yoluna giriyor dersiniz kendinize. Artık işinde, okulunda, sosyal çevresinde ve adına hayat denilen bu yarışta başarılı bir bireyim. Fakat çok uzun süreli değildir bu başarının size getirdiği huzur. Yazın tercih edilen sahil kasabalarında sıkça rastladığımız Hint kınasıyla yapılan dövmelerin kalıcılık süresiyle paralel bir zaman dilimi sonrasında başınızı yastığa koyduğunuzda, başa dönersiniz. Beklediklerinize ulaşabilmiş misiniz onu düşünürsünüz. Artık başarılı ve saygın bir bireysinizdir fakat bu bile yeterli olmamıştır sizin mutluluğunuz için. Yıllarca mutluluk başarıdadır yalanlarını dinleyen bir jenerasyon yaratılmıştır ve bu cümle çok güzel bir algı yönetimidir. Bu aydınlanmayı yaşadıktan sonra hala daha yalnız olduğunuzu hissedersiniz. Çok güzel bir işiniz, harika başarılarınız ve size sırf statünüz için gülümseyen bir sürü insanınız vardır. Fakat içinizdeki mutluluğu tüm yüreğiyle destekleyebilecek bir kadınınız yoktur. Elbet bir gün çıkıp gelecek ansızın der, bekleyiş sürecinize inatla direnirsiniz. Kendinizi kaybetmemek adına kandırırsınız bazen. Çünkü bu kaybedişin geri dönüşünün olmayacağından adınız gibi eminsinizdir. Bu yüzden en samimi şarkılarınızla dertleşir, hayal kurar ve gelebilecek o güzel kadından sonrasını düşlerisiniz.

Bütün bu evreleri iyi kötü yaşamış ve atlattığını düşünmüş 18 yıllık genç bir kalem olarak elimden geldiğince yazdım hayatıma girecek olan insana. Katlanılmaz hayatımı daha katlanılabilir kılacak o insanın geleceğinden çok emindim. Sürekli yazdıklarımı arkadaşlarıma okutur ve onlardan bu satırları kim için yazıyorsun yanıtını alır, gülümserdim. Kimse, derdim. Kimse… Her gece geleceğe yolculuk yapar, orada gördüğüm Altuğ’a özenirdim. Giriştiği en riskli işte bile ben seninleyim cümlesini duyduktan sonra bir tanrı edasıyla her şeyin üstesinden gelen ve sevdiği kadına zarar gelebilme ihtimalini düşündüğünde onu koruyabilmek adına dünyanın en güçlü erkeğine dönüşen o Altuğ… Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna, Büyük Altuğ yanıtı verebilecek kadar özeniyordum gördüğüm o adama…

Her defasında kaleme aldığım stabil temalarımdan birisi olan bekleyiş sürecini işlerken, hiç beklemediğim bir anda, bir kadınla tanıştım. Uzun uzun düşündüğüm, yazılar yazdığım ve şarkılar bitirdiğim yolculuklara bir yenisi daha eklenir diye düşünürken hiç bitmeyen bir yolculuk talep eder oldum. Bir anda tüm takıntılarımdan ve karamsarlığımdan sıyrıldım. Sürekli adımı yanlış dillendirmesi ve lafımı bölmesi bile umrumda değildi ki bu davranış biçimlerinden nefret ederim. Öylesine büyülenmiştim ki onu ilk gördüğümde, söylediği bir cümleyi duymamış ve hakkımda kötü düşünmesine bile sebep olmuştum. Daha önce hiç gitmediğim bir şehre, daha önce hiç tanımadığım ama yıllardır yanımdaymışçasına sevgi beslediğim bir bayanla yolculuk yaptım. O an bir mum yandı içimde, ısı ve ışık saçtı tüm bedenime. Sonradan fark ettim ki beni ısıtan ve aydınlatan mum değil, içten gülüşleriydi. Onu diledim, üfleyiverdim muma tüm kuvvetimle. İlk defa ciğerlerimdeki o havanın tamamının boşaldığını, rahatladığımı hissettim ve bunun tek nedeni şüphesiz ki gözleriydi. Sözleriydi beni benden alan, bakışlarında bir anlam vardı. Kimselerin gitmediği diyarlarda en güzel biçimde yaşatılmalıydı bu kız. Yeni bir kıta keşfedilmeliydi belki de bu kız için. Yeni bir dünya yaratmak, yeni yeni yıldızlarla donatmak lazımdı onun gökyüzünü. Onu güldürdüğünüzde yaşardınız cenneti, eğer o yoksa yanardınız cehennem ateşlerinde. Yaşanmışlıklarını anlattığında keşke onunla yaşasaydım diye zikredersiniz. Masumca baktığında dünyanın en tatlı erkeği olursunuz, kendisine verilen bir zararı anlattığında ise onu korumak için dünyanın en tehlikesi insanı, en azılı katili. Gözünüzü kırpmazsınız onun için yeter ki o gözlerinizin içine baksın. Her şeyi terk edebilirsiniz onun için, yeter ki o size inansın. Şimdi bana abartma be kardeşim dediğinizi duyar gibiyim. Gökyüzünü zifiri karanlıktan kurtarabilen bir ışıktan söz ediyoruz, bırakın da yazayım sayfalarca, onunla doldurayım akıl fikir odalarımı, onun resmi can bulsun her baktığımda duvarda. Onu her düşündüğümde İzmir gelsin aklıma. Güzelliğiyle İzmir’e kafa tutabilecek bir kadına âşık olmuşum diye övüneyim kendimle. Adı kadar zarif, aydınlık olan bir kadına – O’na- kaptırmıştım kendimi. Şüphesiz ki ben, mutluluğun yeryüzündeki en büyük düşmanı olarak gönderilmiş, karanlık bir adamdım ve o, geceden farksız olan beni aydınlatabilen tek insandı. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştu. Hatta o kadar benzer hayatlar yaşamıştık ki, kapak kapağa çarpışmıştı. Ve ben o yolculuğun sonunda ilk defa bekleyen adam olmaktan şikâyet etmemeyi öğrendim. Ben -namı diğer karamsar adam- artık gördüğüm ufak ve parlak umut kırıntılarını kovalıyorum. İleride pişman olmamak adına her adımımı iki kez düşündükten sonra atıyorum. Çünkü doğru insanı bulduğumda yapmam gerekeni düşünerek uyumaya çalıştığım karanlık gecelerimde özendiğim Altuğ’u somutlaştırdı bu kadın ve ben onu kaybetmekten çok korkuyorum.

23 Ocak 2015 Cuma

D. ve Ben'leri

Hiç yorum yok:
Yerçekiminin güveniyle iki adım attı, gözleri değer vermeyi uzun süre önce bıraktığı o sahneyi yeniden canlandıran ben'ine karşı kırpıştı ve soluk bakışları yerine döndü:
"Düşündüğüm her şeyi tekrar tekrar düşünmek için unuturum, bunlar, çoğu kez gecenin sonunu beklemekte olan değerli yoldaşlardır; çizdikleri sınırları,oluşturdukları aileyi,yapmış olmak için dünyaya çocuk getirmeyi, dilleri, dinleri, ırkları,cinsiyetleri reddederim, nefretimi gösterecek en büyük eylemim rahimdeyken intihar etmek olurdu, ne yazık ki bunu başaramadım, vücudum gelişmeye başladığında zihnim onun peşinden gelmekteydi, bir zaman sonra biyolojik yaşımın bir önemi kalmadı zihnim bunun ötesine geçti, kendimi zamana sığdırmaya çalıştıkça bölündüm, parçalarım büyümek yerine evrenin toz taneciklerinden bile küçük olacak şekilde kendilerini yenilediler, her şeyin yolunda olduğuna inanırken kendimi karmaşayla yerde buldum, sonra bunun aslında olması gereken olduğunu fark ettim, bir sonraki adım milyarlarca yıldır, bedenlenenler arasında kabullenemeyişi paylaştıklarım olduğunu keşfetmekti, aynı caddede yürüdüğüm insanların değil de yüzlerce yıl öncesinde bedenlenmişlerin bana yalnız hissetirmemesini sevinçle karşıladım ve şimdi bütün bunlar gün ağardıktan sonra unutulacaklardan başka bir şey değil,"
Yerçekimi güven vermeye devam ediyordu, yoluna devam etti.