11 Haziran 2015 Perşembe

Tophane Blues

Hiç yorum yok:
Sabah yatağından çapraz bir şekilde kalktı.Omurgasını ev arkadaşının duyabileceği şiddette kütletti.
Yandaki odadan çekyatın yayları ayyaşın uyandığını haber veriyordu bana.Banyodan çaydanlığın altına sıcak su koydum.Ocağı yaktım.Biraz kaçak çay biraz da annesinin taşınırken verdiği çayı koydu.Çay bitmek üzereydi.Buzdolabının üstündeki faturaya tezgahtaki kalemle not aldı:Alınacaklar 1-Çay
Buzdolabının kapağını açmasıyla kapaması bir oldu.Böyle ağır sidik kokusunu en son Yedikule'de duymuştu.Önümüzdeki ay bu hostelden bozma daireden ayrılacağına yemin etti.Odasındaki minibarı satması ona pek yaramamıştı.Gömleklerinin arasına sakladığı dere otlu poğaçalar imdadına yetişti.Üç poğaçayı da domuz gibi yedi.Ağzının kenarını kolunun tersiyle silerek duşa girdi.
Ev tüplü olduğu duş en fazla beş dakika sürdü.Dünkü giydiği gömleğini ve akşam ütülediği pantolonu hızlıca giydi.Dişlerini parmağıyla fırçaladı.Liseden beri kullandığı çantasını sırtladı.Metroya doğru hızlı adımlarla ilerledi.Tophane'den mutlu sabahlar!

Moskova Terminalindeki Karalamalar

Hiç yorum yok:
Küçük, aptal bir trendeyim.
Bilirsiniz tırnağı kopmuşçasına ağlayan çocuklar,
Ağzı yulaf kokan ellerinde mutlaka plastik bir poşet olan yaşlı kadınlar
Ve bazen hacı yağı bazen de ağır bir ter kokusuyla sizi hayattan soğutan erkekler.

Uçaklar size bu hizmeti vermez bilirsiniz.
Uçakta ölüm riskinin az olması sizi rahatlatmaz
Her kalkış ve inişte insanımız aslında pilotu değil
Kendini alkışlar
Trende ise ölümün birkaç vagon ötedeki uykulu bir makinistin elinde olduğu gerçeği
Size ayrı bir rahatlık verir.

Uçak biletleri samimiyetsiz ve pahalıdır.
Tren bileti ise gişe memurunun bileti keserken
Dilinden ödünç aldığı minik salya parçalarıyla doludur.

Uçağa girmeden en az üç kontrol noktası vardır
Trenlerde ise en fazla iki
Trenlerde bir insana aşık olma ihtimali yüzde beş iken
Uçaklarda koltuklar tek yöne baktığı için bu oran en fazla yüzde iki

Trende istediğiniz kadar zulanızdan içki içebilirsiniz
Uçakta ise sadece iki bardak sonra hostesler tarafından pek iyi karşılanmazsınız
Trende bir cinayete tanık olma oranı yüzde yediyken
Uçakta ise en fazla yüzde ikidir.

Tren yolculuğu eğer yataklı vagondaysanız yorulma ihtimaliniz çok düşüktür.
Uçak ise insanı yorar ve trendeki erkekler gibi kokmanıza sebep olur.

Uçak ve trenler sizi bir yerden bir yere götüren garip metal oyuncaklar aslında
Ne kadar boş konuştun diye bana kızmayın
Aşk ve kahramanlıklarla ilgili şiirler yazmayı öğreneceğim adamla
Aramıza bir uçak kazası girdi.

15.10.14   
St. Petersburg

9 Haziran 2015 Salı

**

Hiç yorum yok:
düş üşüşmeden başına
düş üşümeden,
çöl günlerinde
kaybolmuş isimleri
pencere pervazlarında
diriltmek ve
olmayacak olanı
küf renkli şişelerin
dibinden
içmek;
sert zeminin yutkunuşlarına kapılmadan
sızlayan bir hayvan içimde;
kana susamış bir kaplan
asıl olduğumuz,
sonlu buğu perdesinde
gözlerinden
ona uzanarak,
kaybolup gitmek
ya da kesip kurtarmak
bu bedeni
parça parça:
Ancak bu şekilde katlanabilirim burada olmaya,

24 Mayıs 2015 Pazar

kaçışımız yok,

Hiç yorum yok:
aptallıktan ve sönük uykudan
yeşil kokudan
aynadaki yüzün ardındakilerden
ötesinde her şeyin
bilinmez bekleyişlerin
beklerken zamanın dışına
alınmış anlar toplamında
kıvrılıp duran bu renksiz
soluğun
soysuz ölüşlerini izleyip
beklerken
perdesiz camların
aynı tınının devirlerinde
bir makine gibi
beklerken devir devir
çemberin dışına işleye işleye
ama hep aynı yerde
beklerken
sadece
beklerken
bir kelimeyi daha anlamsızlığa sunarak
köşe sokaklarda
bizi
beklerken

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Basit Gibi,

Hiç yorum yok:
"Hayata daha fazla inansaydınız kendinizi an'a bu kadar kaptırmazdınız."

anlamlamdıramadığım bir şeyi sürekli yaşıyor gibiyim,her iyinin sonunda kötü mü var yoksa ne kadar iyiyse o kadar kötü olacağına inanıldığı için mi böyle karar veremiyorum,sütü az koyup şekeri mi arttırmalı tam tersi mi yoksa kahveyi hiç yapmamalı mı,otobüsteyken sağ tarafı mı izlemeli yoksa sol tarafı mı ya da dümdüz öne hiçbir yüzü görmeden mi bakmalı,boşluğu izlerken sigaranın kendini içişine mi üzülmeli yoksa boşluğun ardındaki duvara mı,cümleleri basitleştirmeye çalışırken ağzım kanla doluyor,sorular sabit ama seçenekler artıyor,nefesimi tuttuğumda kalbimin duracak kadar yavaşladığını fark ettiğimde yazmayı öğreneli iki sene olmuştu;heycanlandığımı,her gece yatağa girdiğimde tekrar tekrar nefesimi tuttuğumu hatırlıyorum,sanki bütün organlarım ihtiyacı olana kavuşana dek çığlık çığlığa kalmadıkça parçalanacak,tekrar tekrar,derin bir nefes,sağ elim sol göğsümün üstünde,hayatta kalmaya yemin edermiş gibi,kendimi kaybetmemeye yemin edermiş gibi,belki de hepsi geçer'miş gibi,

29 Nisan 2015 Çarşamba

Sevdim

Hiç yorum yok:
sevdim
her gün yaprakları güneşte parıl parıl parlayan janjanlı bir çiçek gibi değil de
bir mantar gibi sevdim ben,
karanlıkta, kuytu köşelerde,
aklıma geldikçe sen.

sevdim
her gün oyununda en arka sıraya sesini duyurmak için bağıran bir tiyatrocu gibi değil de
bir pandomimci gibi sevdim ben,
sessizce, usul usul,
aklıma geldikçe sen.

sevdim
her gün heyecanla uyanıp alarm saatiyle yeniden doğan biri gibi değil de
bir uykucu gibi sevdim ben,
rahat rahat, kıvrıla kıvrıla,
aklıma geldikçe sen.

sevdim
her gün kaotik bir ortamda kahvesini alıp işe koşturan biri gibi değil de
bir işsiz gibi sevdim ben,
yavaş yavaş, alıştıra alıştıra
aklıma geldikçe sen.

sevdim
her gün ağlak gözlerle etrafına onlarca insan toplayan biri gibi değil de
bir utangaç gibi sevdim ben, göz teması kurmadan
fark ettirmeden, içime atıp atıp,
aklıma geldikçe sen.

sevdim
gibisi fazlaymış gibi sevdim ben,
seni de fazla yormadan...

iyi ki doğdun Aybiçe...