İzmir'e Kafa Tutabilecek Bir Kadına Aşık Olmak

/ 28.1.15
Yapamıyorum… Ne zaman birini tanısam, canım acıyacak diye korkuyorum. Nefes alışlarım dengesizleşiyor. Önceden aldığım bir nefesi derin bir nefesle harmanlayıp, oflayarak üflüyor ve rahatlamayı bekliyordum. Şimdi aldığım her nefesin yarısını dışarı verebiliyorum. Kalanı ciğerime baskı yapıyor. Artık diyorum kendi kendime, artık sence de çok olmadı mı bu insanlar Altuğ? Sonra kendime doğrultuyorum en keskin yargıları barındıran cümlelerimi. Ve beni büyük bir hatayla baş başa bırakıyor bu soğukkanlı bir seri katil edasıyla sorduğum sorularım. Bir saniye sonrasını kestiremediğimiz hayatlarımızda plan yaparak yaşayan zavallılar olarak biz insanlar, bir sürü beklenti içerisine giriyoruz. Tuhaftır ki, beklenti kelimesinin köküne baktığımız zaman bizi beklemek kelimesi karşılar. Ağırdır bu kelime, zordur her bekleyiş. Bazen bir çift söz, bazen bir hediye, bazense asla tanımadığınız ama bir gün geleceğine inandığınız o insanı beklersiniz. Ben bu çeşitli bekleyiş fraksiyonlarından sonuncusunu aktarmaya çalışıyorum satırlarıma her defasında.

Beklediğiniz her gün sizin için karanlıktır. Bu bekleyiş öylesine köreltir ki sizi, insanlıktan çıktığınızı ve duygularınızı yitirdiğinizi her gün acımasızca vurur yüzünüze. Çocukken arkadaşlarının içinde ebeveyninden tokat yiyen çocuğun hissettiklerini hissettirir size her seferinde bu beklentilerinizin. Dışarıda insanlar güler, insanlar ölür ama içeride bu sizi zerre kadar ilgilendirmez. Bir süre sonra bu soyutlanışın farkına varır, bununla yaşamayı öğrenirsiniz. Beklediğiniz süreçte diğer işlerinizi, arkadaşlık ilişkilerinizi yürütmeye çalışırsınız çünkü adınız gibi bilirsiniz boş vermişliği. Boş vermişliğin getirmiş olduğu sorular az ve özdür. Sizi bir ömür idare edebilecek kadar ağır sorularla karşı karşıya getirebilir boş vermişliğiniz.

O ağır sorulardan kaçışın tek yolu, sosyal çevrenizi ve içinde bulunduğunuz düzeni en sağlıklı biçimde devam ettirmeye çalışmaktır. Başarılı olmak, düzenin önemli bir halkası olmak için didinir durursunuz. En güzel meslekleri icra eder, bu mesleklerde göstermiş olduğunuz üstün çabadan ötürü çevrenizden ve değer yargılarınızla oluşturduğunuz, size yakın durmasından hoşnut olduğunuz insanlar tarafından saygınlık ve takdir kazanırsınız. Her şey yoluna giriyor dersiniz kendinize. Artık işinde, okulunda, sosyal çevresinde ve adına hayat denilen bu yarışta başarılı bir bireyim. Fakat çok uzun süreli değildir bu başarının size getirdiği huzur. Yazın tercih edilen sahil kasabalarında sıkça rastladığımız Hint kınasıyla yapılan dövmelerin kalıcılık süresiyle paralel bir zaman dilimi sonrasında başınızı yastığa koyduğunuzda, başa dönersiniz. Beklediklerinize ulaşabilmiş misiniz onu düşünürsünüz. Artık başarılı ve saygın bir bireysinizdir fakat bu bile yeterli olmamıştır sizin mutluluğunuz için. Yıllarca mutluluk başarıdadır yalanlarını dinleyen bir jenerasyon yaratılmıştır ve bu cümle çok güzel bir algı yönetimidir. Bu aydınlanmayı yaşadıktan sonra hala daha yalnız olduğunuzu hissedersiniz. Çok güzel bir işiniz, harika başarılarınız ve size sırf statünüz için gülümseyen bir sürü insanınız vardır. Fakat içinizdeki mutluluğu tüm yüreğiyle destekleyebilecek bir kadınınız yoktur. Elbet bir gün çıkıp gelecek ansızın der, bekleyiş sürecinize inatla direnirsiniz. Kendinizi kaybetmemek adına kandırırsınız bazen. Çünkü bu kaybedişin geri dönüşünün olmayacağından adınız gibi eminsinizdir. Bu yüzden en samimi şarkılarınızla dertleşir, hayal kurar ve gelebilecek o güzel kadından sonrasını düşlerisiniz.

Bütün bu evreleri iyi kötü yaşamış ve atlattığını düşünmüş 18 yıllık genç bir kalem olarak elimden geldiğince yazdım hayatıma girecek olan insana. Katlanılmaz hayatımı daha katlanılabilir kılacak o insanın geleceğinden çok emindim. Sürekli yazdıklarımı arkadaşlarıma okutur ve onlardan bu satırları kim için yazıyorsun yanıtını alır, gülümserdim. Kimse, derdim. Kimse… Her gece geleceğe yolculuk yapar, orada gördüğüm Altuğ’a özenirdim. Giriştiği en riskli işte bile ben seninleyim cümlesini duyduktan sonra bir tanrı edasıyla her şeyin üstesinden gelen ve sevdiği kadına zarar gelebilme ihtimalini düşündüğünde onu koruyabilmek adına dünyanın en güçlü erkeğine dönüşen o Altuğ… Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna, Büyük Altuğ yanıtı verebilecek kadar özeniyordum gördüğüm o adama…

Her defasında kaleme aldığım stabil temalarımdan birisi olan bekleyiş sürecini işlerken, hiç beklemediğim bir anda, bir kadınla tanıştım. Uzun uzun düşündüğüm, yazılar yazdığım ve şarkılar bitirdiğim yolculuklara bir yenisi daha eklenir diye düşünürken hiç bitmeyen bir yolculuk talep eder oldum. Bir anda tüm takıntılarımdan ve karamsarlığımdan sıyrıldım. Sürekli adımı yanlış dillendirmesi ve lafımı bölmesi bile umrumda değildi ki bu davranış biçimlerinden nefret ederim. Öylesine büyülenmiştim ki onu ilk gördüğümde, söylediği bir cümleyi duymamış ve hakkımda kötü düşünmesine bile sebep olmuştum. Daha önce hiç gitmediğim bir şehre, daha önce hiç tanımadığım ama yıllardır yanımdaymışçasına sevgi beslediğim bir bayanla yolculuk yaptım. O an bir mum yandı içimde, ısı ve ışık saçtı tüm bedenime. Sonradan fark ettim ki beni ısıtan ve aydınlatan mum değil, içten gülüşleriydi. Onu diledim, üfleyiverdim muma tüm kuvvetimle. İlk defa ciğerlerimdeki o havanın tamamının boşaldığını, rahatladığımı hissettim ve bunun tek nedeni şüphesiz ki gözleriydi. Sözleriydi beni benden alan, bakışlarında bir anlam vardı. Kimselerin gitmediği diyarlarda en güzel biçimde yaşatılmalıydı bu kız. Yeni bir kıta keşfedilmeliydi belki de bu kız için. Yeni bir dünya yaratmak, yeni yeni yıldızlarla donatmak lazımdı onun gökyüzünü. Onu güldürdüğünüzde yaşardınız cenneti, eğer o yoksa yanardınız cehennem ateşlerinde. Yaşanmışlıklarını anlattığında keşke onunla yaşasaydım diye zikredersiniz. Masumca baktığında dünyanın en tatlı erkeği olursunuz, kendisine verilen bir zararı anlattığında ise onu korumak için dünyanın en tehlikesi insanı, en azılı katili. Gözünüzü kırpmazsınız onun için yeter ki o gözlerinizin içine baksın. Her şeyi terk edebilirsiniz onun için, yeter ki o size inansın. Şimdi bana abartma be kardeşim dediğinizi duyar gibiyim. Gökyüzünü zifiri karanlıktan kurtarabilen bir ışıktan söz ediyoruz, bırakın da yazayım sayfalarca, onunla doldurayım akıl fikir odalarımı, onun resmi can bulsun her baktığımda duvarda. Onu her düşündüğümde İzmir gelsin aklıma. Güzelliğiyle İzmir’e kafa tutabilecek bir kadına âşık olmuşum diye övüneyim kendimle. Adı kadar zarif, aydınlık olan bir kadına – O’na- kaptırmıştım kendimi. Şüphesiz ki ben, mutluluğun yeryüzündeki en büyük düşmanı olarak gönderilmiş, karanlık bir adamdım ve o, geceden farksız olan beni aydınlatabilen tek insandı. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştu. Hatta o kadar benzer hayatlar yaşamıştık ki, kapak kapağa çarpışmıştı. Ve ben o yolculuğun sonunda ilk defa bekleyen adam olmaktan şikâyet etmemeyi öğrendim. Ben -namı diğer karamsar adam- artık gördüğüm ufak ve parlak umut kırıntılarını kovalıyorum. İleride pişman olmamak adına her adımımı iki kez düşündükten sonra atıyorum. Çünkü doğru insanı bulduğumda yapmam gerekeni düşünerek uyumaya çalıştığım karanlık gecelerimde özendiğim Altuğ’u somutlaştırdı bu kadın ve ben onu kaybetmekten çok korkuyorum.

D. ve Ben'leri

/ 23.1.15
Yerçekiminin güveniyle iki adım attı, gözleri değer vermeyi uzun süre önce bıraktığı o sahneyi yeniden canlandıran ben'ine karşı kırpıştı ve soluk bakışları yerine döndü:
"Düşündüğüm her şeyi tekrar tekrar düşünmek için unuturum, bunlar, çoğu kez gecenin sonunu beklemekte olan değerli yoldaşlardır; çizdikleri sınırları,oluşturdukları aileyi,yapmış olmak için dünyaya çocuk getirmeyi, dilleri, dinleri, ırkları,cinsiyetleri reddederim, nefretimi gösterecek en büyük eylemim rahimdeyken intihar etmek olurdu, ne yazık ki bunu başaramadım, vücudum gelişmeye başladığında zihnim onun peşinden gelmekteydi, bir zaman sonra biyolojik yaşımın bir önemi kalmadı zihnim bunun ötesine geçti, kendimi zamana sığdırmaya çalıştıkça bölündüm, parçalarım büyümek yerine evrenin toz taneciklerinden bile küçük olacak şekilde kendilerini yenilediler, her şeyin yolunda olduğuna inanırken kendimi karmaşayla yerde buldum, sonra bunun aslında olması gereken olduğunu fark ettim, bir sonraki adım milyarlarca yıldır, bedenlenenler arasında kabullenemeyişi paylaştıklarım olduğunu keşfetmekti, aynı caddede yürüdüğüm insanların değil de yüzlerce yıl öncesinde bedenlenmişlerin bana yalnız hissetirmemesini sevinçle karşıladım ve şimdi bütün bunlar gün ağardıktan sonra unutulacaklardan başka bir şey değil."
Yerçekimi güven vermeye devam ediyordu, yoluna devam etti.

Sancı, Çocuk

/ 20.1.15
üç iki, üç iki, üç iki
zihnin tıkırtısı
düşüncelerin doğum sancısı
sesler
üç iki, üç iki
süt soğukluğunda takımyıldızları
kayıyor bak gözlerim
bak, ışık kayboldu çocuk
sen yok ettin onu
bak, çocuk
nefret benim hücrelerim
dinle kendini
en derin zamanda
hisset çocuk
bütün yükselişler
en sert düşüşe
kanama, çocuk
yok ol
üç, iki

Diş

/ 5.1.15
Camın arkasından bütün renkler soluktu, cam kirliydi.Temiz olsa bile, yine de bütün renklerin, göğün ve yerin, solmakta olduğunu görebilirdim. Geç kalınmış bir randevunun hassasiyeti içinde uyuşturulmuş ağzın istemsiz oluşturduğu çarpık gülümseme mi insanları böyle baktırıyordu bana? Kedi çöpün altındaydı ve bir pizza dilimini kemiriyordu, hangisi daha acıydı kedi mi pizza mı kedi mi pizza mı kedi mi kendim mi, yatağın sabahki sıcaklığını kaybetmesi bir ihanetti, bilmem kaç dozluk ilaç kulağımı bile uyuşturmuştu; bir dahaki sefere çalmalıydım onlardan, göz çukurlarımı uyuştururdum beynim bile uyuşurdu eğer şanslıysam,cevabını aradığım bütün soruları cevaplayabilirdim belki de, varlığın yokluğa kaçışı, sarhoşken arkadaşımın klozetini kirletmiştim ve bana sırrını anlatan birine boktan hayatımdan bahsetmiştim,yeterince adil bir anlaşmaydı ve geçer dedikleri geçmiyordu, dostun kaybedilişi, geçmişin yitirilmesiydi, ortaokulda dershaneden kaçıp bir arkadaşla gittiğimiz o boş alanda şimdi beton yığınları yükseliyordu, yorulmuştum, reddedebileceğim bütün oluşumların içine o'nu koymayı akıl edememiştim, şimdi zilyonlarca şarkıdan sadece birinde, her saniye o'nun yitirilişini hissettim, ne yapıyordum böyle, insanları şarkılara, tatlara, kokulara, anlara saklıyordum; bütün söyleyeceklerini aklında tekrar edersin, sahneyi gözlerinin önünde canlandırırsın, melodramı bile eklersin ama lanet olsun ki annen kapıyı güler yüzle açar, sen bir sonraki krizi beklersin, tüm bu söyleyemediklerim getirecek sonumu, bir gün, tanrı parçacığı gibi patlayacağım ama ben evreni değil, hiçliği doğuracağım.

Sahte Işık

/ 3.1.15
Neye inandıysam onu yaşadım bugüne kadar. Çoğu insanın yanlış dediğine doğru derken çoğu doğruyu kafamda çürütebildim. Okuduklarım, öğrendiklerim ve gördüklerim sonucunda kazandığım ben, kendi doğrularını oluşturmuş bir bireydi. Sırf kendi doğrularımı oluşturabilmek adına yanlış yaptığım zamanlarım da oldu. Doğrularımın mutluluğunu tek başıma yaşarken her yanlışımdan hep kendimi sorumlu tuttum. Sinirimi, öfkemi kendimden başka kimseye yöneltmedim çünkü adım gibi emindim hiçbir şeyi yapmak zorunda değildim. Her ne yaşadıysam istediğim içindi, cezasının kaçınılmaz olduğunu bile bile…

Şimdi ise bu şekilde sürdürdüğüm hayatımın on sekizinci yılındayım. Bana o kadar büyük katkıları oldu ki bu yaşam tarzının, çevremdeki çoğu insandan daha olgun, daha anlayışlı bir birey oldum. Daha olgun bir bireye dönüşmemin cezasını, yalnızlığımla çekiyorum. Herkesin eğlendiğiyle eğlenemiyor, yaşanan her olaya tepkisiz kalamıyorum. Dogma düşünceleri kabul edemiyorum. Araştırılıp öğrenilmeden ulaşılan her türlü düşünce, beni çevremdeki insanlara karşı önyargı sahibi yaptı. Bu yüzden son üç yılımı hayatımın en yalnız, en düşünceli ve en uykusuz yılları olarak nitelendiriyorum. Bazen düşünüyorum da, sizce de ben mi suçluyum? Gerçekten de cehalet mutluluk mu getiriyor? Bu toplumda öğrenmek suç mu? Bu üç sorunun tek yanıtı var şüphesiz ki o da şudur; EVET. Öğrendiğim her gerçek, beni aydınlattı ve yalnız kalmama sebebiyet verdi. Pollyanna olamadığım ve gerçekleri görmezden gelemediğim için insanlardan hep “Seni anlamıyorum.” tümcesini işitmeye başladım. Ne tesadüf, ben de sizleri…

Bir süre sonra hayatıma insan almama kararı aldım çünkü insanların kayıtsız kalmalarına tahammül edemiyor, hem kendimi hem de onları incitiyordum. Sonuçta bu, onların tercihiydi sorgulamıyor diye kimseye kızmaya hakkım yoktu. Bu gerçeği kabullenmem uzun bir zaman dilimi çaldı benden. Kabullendikçe zaten yalnız yürüdüğüm bu tenha yolda iyice kabuğuma çekildiğimi fark ettim. Güvendiğim, inandığım insanların katlanılmaz düşünceleri olduğunu gördükçe herkese büyük bir kuşkuyla yaklaşır oldum. Hatta öyle bir hastalığa yakalandım ki hayatımdan hiç çıkmayacak insanları bile akıl süzgecinden geçirdim. Bir süre sonra bu kuşkunun bende büyük sırlar yarattığını fark ettim. Sadece ben ve iç sesimin haberdar olduğu derin sırlar… Vicdan mahkemesinde her gece kendimi yargıladığım ve kimsenin ruhunun duymadığı o sırlar… Belki sesimi duyan olmuştur, bilmiyorum ama duyarlarsa da umursayacaklarını sanmıyorum. Yeri geliyor ben aynadaki aksimi umursamıyorum, onlar beni neden umursasın ki?

Artık bekliyorum. Herkesin eteğindeki taşları dökmesini, yüzlerindeki maskeyi –hatta maskeleri- indirmelerini bekliyorum. Tüm umutlarımı yitirmişim insanoğlundan, sadece bekliyorum. Onlara şaşırmayan gözlerle bakmayı bekliyorum. Artık tek hissiyatım korku, o da yalnızlığın vermiş olduğu savunmasızlıktandır. O savunmasız anlarımda uzanan ellerden birisine aldanır da yalancı ışıklarla aydınlatırsam bu karanlığı, toparlanamam diye korkuyorum. Gözümün alıştığı karanlığı zifiriye çevirip kendime mezar yapmamak için gözlerimi dört açıp geziyorum. Çünkü en büyük hayalimdi bir insana inanabileceğime inanmak. Aşağı yukarı on sekiz yıldır büyüttüğüm bu hayalimin kırıklığının bana bir on sekiz yıla mal olacağını biliyorum, belki de geleceğime hatta kalp atışlarıma.

hakkımızda

835SATIR, Altı arkadaşın bir olup yazdığı,
küçük ama mütevazi blogdur.
Mart 2013'de kurulan bu blogda,
öykü, şiir, deneme vb. tarzlarda
yazılarımıza ulaşabilirsiniz.

e-posta ile takip

google ile takip edin

paypal üzerinden bağış






popüler yayınlar

toplumun uyanması gerek!

toplumun uyanması gerek!
jenerasyonlar dejenere olmasınlar!

önerilen bloglar

  • Markus Zusak - Kitap Hırsızı - Çok az kitabı fırtınalar koparırken okurum. Herkesin elinde olan kitabın hiçbir çekici yanı yok bana sorsanız. Neyse, insanların kitap okuduklarına şükret...
    17 saat önce
  • Andante - Canım. Üzerimizden aylar geçti, ben ilk defa sana yazıyorum. Bazı şeyleri sindirmem zaman aldı ve inan bana renkler ve sesler normale döndüğü gibi bu yazı...
    2 hafta önce
  • - kimler üzmüştü onu? cümlelerinin omuzları bu kadar düşük müydü eskiden de? saçlarının kıvrımını unuttuğumda ellerim titrerdi. daralırdı gökyüzü. siz hiç bul...
    5 ay önce
  • vasıfsız parçalar 3 - 3. Hayatta bazı anlar vardır, bankta oturup biranı içersin, saat yirmi ikiyi geçmemiştir daha. Telefonundaki eski mesajlarına bakarsın onun. En son bir şey...
    1 yıl önce
  • Dürüst - Günaydın sevgilim. Yine ben geldim, bencil aşığın, arsız kaltağın. Sabah kahveni hazırladım, tostun pişiyor. Gözlerini açtığında beni görmeni istiyorum; s...
    1 yıl önce

müzik dinleyiniz

yangın var

yangın var
"Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmanıza gerek yoktur. Sadece insanların kitapları okumasını durdurun, yeter."
 
835SATIR / tüm hakları yazarlara aittir. / mart 2013